16 Ekim 2012 Salı

fanus 2


“Sen ahtapotun kalan son kolu, mekandan ayrılırken içilen rakı bardağında ki bira, buzdolabında kalan son zeytin, yıkanması gereken tek beyaz, düşerken gökten, takılması gereken tek paraşüt, ölmeden önceki son sözssün . Tanrının ıslığıdır sesin, saçların balıkçıların en değerli ağı, ayak parmaklarınsa balıkları çılgına çeviren,  hazinemsin.”

dedim.

“ne güzeldir ”

dedi.

“ne güzeldir?”

dedim.

“bir fanusun içinde sevdiğinle birlikte yüzmek”

dedi.

7 Ekim 2012 Pazar

fanus


tost makinasıyla ısıtılan bir gezegenin esmer çocukları, kum tanelerini saymakla yükümlüydü.
bazıları kıyıya vuran dalgaları, bazıları ise aklı karışıkları saydı.

ve ben onun kızıl saçlarının,
her bir tanesine bağladım uçurtmaları.

aklım kızıl,
gökyüzü kızıl..

30 Eylül 2012 Pazar

biraz dur


pelerinli bir hayatın zorluğu hakkında ki konuda hemfikirdik. 
düşüncelerimizde, süpermen uçarken pelerini yüzüne dolanıyor ve bir gökdelene çakılıyor,
batmen ise sokak serserilerinden pelerinine basıp düştüğü için dayak yiyordu. 
bu konulardan bahsederken o, kornişinden perdeyi sökmüş kendine bir pelerin yapmış bire bir zorluklarını göstermek için çaba sarf ediyordu.
bense anlattıklarını tasdikleyip kafamı aşağı yukarı sallayarak "kesinlikle haklısın" diyordum.

lafını büyük bir ciddiyetle kestim. 

"bak!!" 

"şuanda dünyaya amerika kıtası büyüklüğünde bir göktaşı yaklaşıyor olsa, seninle mutfak tezgahının altına saklanır ve bunun bizi kurtarıcağına inanıp gözlerinin içine bakarak gülümserdim." dedim.

sustu.
masadaki çantasının içini büyük bir acele ile karıştırarak,

"öyleyse bende bizi tezgahtan çıkarmak isteyecek insanlara biber gazı sıkarım" dedi.

anlaşmıştık, 
tıpkı onun makarnayı pişirmesine, benimse masayı silip tabakları çıkarma konusunda anlaştığımız gibi.


4 Eylül 2012 Salı

4


Sevdiği ilk kadın birlikteliklerinin 4. haftasında, "onun" sürdüğü araçta hayata gözlerini yummuştu.Emniyet kemeri takılı olan kız araca sıkışmış, tüm güzelliğiyle ters dönen araçta azraille tanışmıştı. "o", feci kazadan camdan fırlayarak kurtulmuştu. neden kurtulmuştu ? bunu o da bilmiyordu.
Her şeyde var olan "hayır" acaba bu olayda da var mıydı ? ilk zamanlar böyle düşünmüştü çünkü bir başkası girmişti hayatına, lanetlenmiş bir adamın hayatına, değer verdiği biri girdiğinde o lanet kalkmıyordu. Bunun canlı şahidi olacaktı. ilişkilerinin 4. haftasıydı.
Her zaman ki gibi İşten gelmişti kız. Duşa girmiş ve bir daha o duştan canlı çıkamamıştı. Ayağını kaydıran su, 
başının lavaboya çarpmasına neden olmuş ve oracıkta tüm çıplaklığıyla ölmüştü.Bir gece öncesinde tüm çıplaklığıyla yanında yatan kız, yine onun yanında tüm çıplaklığıyla cansız olarak yatıyordu.
Anlaşılan azrail tüm kıskançlığıyla sakınıyordu onu başkalarından.

Tırnak makasıyla kopmuştu "onun" hayatı, tüm kan sevdiklerine sıçramıştı.Aklını koli bantlarıyla 
bağlamış, kemikleri onu taşısın diye uhu ile yapıştırmıştı.
Ona göre hayat, ölenin kazandığı bir oyun haline gelmişti.

ve bu oyunu 4 hafta sonrasında "o" da kazanacaktı..

26 Ağustos 2012 Pazar

ktt


" o beyni bi yere bırak, öyle konuşalım "


Kirli tabaklara tapan insanların kaldığı bir malikane burası. Tavanları uzun, geniş odaları ve 5400 tane oldukça mühim
yıkanmamış tabak. Tüm canlıların cesedini bir kazana koyup yoğurmuşçasına, eşi benzeri olmayan bir koku yayılmış odalara. 
Bu kokunun yaşama dirençlerini arttırdıklarına inananlar arasında, bu kokuyu içine çekmekten zevk alanlarda var. 
6 odası bulunan bu görkemli evde sadece bir oda yaşama elverişli olarak düzenlenmiş. 
Diğer odalarda kirli tabaklar saklanıyor. Sabaha karşı saat üçte tüm kapıları açarak o eşsiz kokuyu içlerine çekiyorlar. 
Kimileri mutluluktan ağlarken, kimileri zevkle gülümsüyor.
"Kirli tabak tanrısı"nı memnun etmek için büyük bir disiplinle gerçekleştiriyorlar ibadetlerini. 
Tek tek numaralandırılmış tabakların ayrı ayrı hikayesi var. 97 yılında yenilen patlicanların tabaklarından ayrı bir 
keyifle bahsediyorlar."doyumsuz adamlar" ın yaşadığı bu evde daha da garip vakalar vuku buluyor. 
Sabaha karşı 6 da bu malikhane ayaklanıyor.Bir rivayete göre " kirli tabaklar tanrısı" bir faniye aşık oluyor. 
Gel zaman git zaman bu fani kirli tabaklardan vazgeçip, tabakları yıkamaya başlıyor. " kirli tabaklar tanrısı" aşık olduğu 
faniye kızınca da faniyi bir eve dönüştürüyor.Bu yüzden bu ev sabah saat 8 de, eve dönüştürüldüğü saatte ayaklanıp, 
" kirli tabaklar tanrısı"ndan özür diliyor.
" kirli tabaklar tanrısı affetmiyor"

ve bu evde git gide kirli tabak sayısı fazlalaşıyor..

16 Temmuz 2012 Pazartesi

kırmızının masalı


kilometrelerce uzunlukta olan damarlarını uçurtmalarıma ip yapmıştı. beni uçururken rüzgar, yavaş yavaş uzatıyordu damarlarını tırnaklarının arasından. yükseliyordum gözlerinin önünde, göğüs kafesimdeydi uçurtmalar. salabildiğince saldı beni rüzgara, damarları tırnaklarından hızlıca çıkıyordu. Aniden artan rüzgar, daha yukarılara çıkartıyordu beni. Bu kadar yükselmemden korkan o, tuttu damarlarını sıkıca. Bulutlardayken ben esen rüzgarla savruldum. Damarları bulutlara dolandı ve koptu benden.iplerim elindeyken, beklenmedik bir rüzgarla uzaklaştım. Bulutları çekti kendine. Bulutlar kıpkırmızıydı.

ve o günden sonra yağmur hep onun için kırmızı yağdı..

1 Temmuz 2012 Pazar

2 tane 3




hayallerim battı yine görkemli bir geminin kamarasında,
ve ben bu geminin kaptanı
en son "terkedemiyorum" seni.





23 Haziran 2012 Cumartesi

bence


bence,
zorla sev beni. 
ağla tüm gece ayna karşısında, 
aktığında gözlerinden rimel dudaklarına kadar, tadımı almaya çalış, 
dilinde gezdir beni...

bence,
zorla sev beni.
iç çamaşırının içinde sakla, 
öyle uslu dururum ki orada, bileme neden zevk aldığını,
ben yüzerken ıslaklığında..

bence,
zorla sev beni.
tırnaklarının arasında,
saçlarına bulaştır.
hapset beni saçlarına...

16 Haziran 2012 Cumartesi

şimdilik


"intihara mı var meyilin" dedim, o tren raylarının üstünde yürürken.
"Yok" dedi. "o öncedendi"
"önceden nasıldı" dedim.
Güldü.
"Daha önce denedim ölmeyi ama ölemedim, artık denemiyorum, keyfi kaçtı benim için, ölmeyi beklemekten keyif almaya çalışıyorum." 

Sustuk. Susmasından sıkıntı duyduğumu anlarcasına devam etti.

"Hem zaman tren raylarının üstünde yürürken daha hızlı geçiyor sanki" dedi.

"Sen yürümüyorsun" dedim.

Şaşkın bir tavırla “Nasıl yani?” dedi.

"Dünya kayıp gidiyor ayaklarının altından ,sen duruyorsun,  parmak uçlarınla bastığında yere, bir pikabın iğnesi düşüyor plağa ve başlıyor şarkıya. işte senin parmak uçların o iğne ve dünya ayaklarının altında dönüyor yavaş yavaş bir plak gibi. sen duymuyorsun ama sen uçlarındayken parmaklarının, en güzel müziğini çalıyorsun dünyanın." dedim.

"Gerçekten duyabiliyor musun ?" dedi.


"Evet" dedim.

"Gerçekten duyabiliyorum " 

4 Haziran 2012 Pazartesi

içim çöl


bahçemizde kocaman bir ağaç vardı. 
bulut ağacıydı bu. 
her mevsim dallarında bulutlar vardı.
bir keresinde tırmanırken düşmüştüm.
yıldızlar düşmüştü yaralarıma, yağmur yağmıştı avuçlarıma,
rüzgar çıkmıştı saçlarımda.

bahçemizde kocaman bir ağaç vardı.
sulardım onu bolca zaman.
elimde gezdirirdim koca bir denizi.
kökleri çıkıp topraktan,

sarılsın bana diye..


18 Mayıs 2012 Cuma

kavanozun dibi


"-Kusuruma bakma biraz dengesizim, biraz da unutkanım aslında, ne istediğini bilmeyen biriyim ben,arada bir istiyorum seni ama görmediğim zamanlarda aklımdan uçup gidiyorsun, aslında direk yok oluyorsun, eğer uçup gitseydin uçtuğunu görür, tekrar gelirdin aklıma ve hep aynı şey yaşanırdı, kalırdın aklımda.
Fazladan varsa parfümünü ver kokuları unutmam, inanır mısın onlarca kızın kokusunu tek tek ayırabilirim, çünkü, önce ben koklarım karşımdakini, koku alamazsam daha da meraklanır soyarım onları, süt kokusu gelir hep burnuma, kucaklarında bir ayılıp bir bayılırım. Nedense bu hoşlarına gider, yine ararlar beni ama ben aranmayı sevmem, aramaya da yoktur cesaretim. Bu yüzden hiç reddedilmedim şimdiye kadar çünkü emin olmadan karşımdakinden, tek bir söz bile etmem.
Ha birde ne olur uzun uzun konuşma, kurduğun uzun cümlelerin bir çoğunu dinlemem zaten "hı,hı" der geçerim.
Sonra "ben sana demiştim önceden" dediğinde vereceğim cevap “hatırlamıyorum” olur, açıkçası üzülmeni hiç ama hiç istemem.-" dedim.

Beni duymadı.
"Neden daldın ? Bir sorun mu var ?" dedi.
"Yok hayır, bir sorun yok sadece daldım"
“Hep böyle susar mısın sen?”
“Yok normalde konuşkan biriyimdir”
"Neyse, umarım aklımda kalırsın, çünkü biraz unutkanımdır”
"Şey parfümümü veriyim?"
"Ne?"
"Yok, yok bir şey" dedim.

“Umarım, aklında kalırım” ..

5 Mayıs 2012 Cumartesi

an



sağ eliyle düşen çantasını almak için uzanırken sol eliyle de açılacağını tahmin ettiği belini kapattı.
bu eyleminde öyle başarılı olmuştu ki, beliyle ilgili görsel merakım tam anlamıyla tavan yapmıştı. Var olan hafif esmer  teni, var olan tüm ten renklerinden farklı ve bir o kadar güzeldi. Dar pantolonu büyük ihtimal onun için özel dikilmişti. Sanki çıplak tenini boyayla boyamışçasına doğal ve zarif gözüküyordu.
sanki beli, onu gördükten belini göremedikten sonra, tüm inceliği ve zarifliğiyle ile kalçasının üstünde açılmayı bekliyordu benim için.
ben bu düşüncelere dalarken o çoktan masasına oturmuş yemeğini yemeğe başlamıştı.
bende oturduğu masayı görebilecek bir masaya oturdum.
yaklaşık 5 metre uzaklığımdaydı, önce telefonuna bakıp bir şeyler yazdı, dağınık saçlarını elleriyle düzelttikten sonra, çorbasını yudumlamaya başladı.
genel görgü kurallarının umurumda olmadığı bir ana tekabül etmesi ile, ya da bir başka deyimle "deli cesareti" ile hatunun yanına gittim.
+"afedersiniz" dedim.
-"affederim"  dedi.
bu saçma cevaptan sonra, bir anlığına kızdan soğumama rağmen, aklına değil beline ihtiyacım var diyerek, kendimi motive edip devam ettim,
+"biraz önce eğildin"
-"evet çantam düştü"
+"evet gördüm. Eğilirken sol elinle de belini kapattın"
-"?"
+"neden kapattın?"
-"açılmasın diye kapattım"
+"çok içten bir istekte bulunacağım."
-"?" 
+"acaba belini görebilir miyim ?"
-"benimle dalga mı geçiyorsun?"
+"bilmiyorum ama müthiş bir merak içerisindeyim, belinde allah bilir gamze de vardır senin.
-"birazdan erkek arkadaşım gelecek onu göstereyim sana istersen?"
+"ya ben erkek arkadaşını görmek değil, belini görmek istiyorum" dedim.
"off” layarak yemeğini yemeden masadan kalktı.
arkasından bağırarak,
" eminim erkek arkadaşın her bir uzvunun ayrı ayrı sevdalısıdır" dedim.
önce biraz duraksadı, sonra tekrar yürümeye devam etti.

kaldığı ikilem hoşuma gitmişti..

22 Nisan 2012 Pazar

Göğüs Kafesinden Taşanlar 2


Çırılçıplak kaldığımızda ellerini dudaklarıma götürdü.
Tırnaklarını göstererek "öp" dedi.
Gözlerine bakarak tırnaklarını öpmeye başladım.
Tırnakları dudaklarımı, dilimi kesti.
Ellerini dudaklarımdan yavaşça çekti ve göğüs kafesime götürdü.
Küçük bir çizik attı göğsümün ortasına.
Saygın kişiler yürürken etrafında yüzlerce insan yürümesi için yol verir ya,öyle yol verdi kemiklerim.
Küçüldü karşımda,
Girdi göğüs kafesimin içine, tek bir hamlede.
Yorgan oldu bedenim,damarlarımda yattı,yastıksız yattığı için 
bacak arasına aldı kalbimi.
Kalbime sıcak bastı ve kasıklarında atmaya başladı.
Tüm kanımı pompaladı rahmine.
İçinde yeniden can buldum, doğurdu beni içimde.




Kucağına aldığında beni göbek bağım sarıldı boynuna,
Tırnaklarıyla kopardı göbek bağımı,göğüslerindeydi dudaklarım..


Kan kırmızısı bir çocuktum ben, 
Doğdum yeniden içimde.. 

7 Nisan 2012 Cumartesi

Neyse Geçti

yere basmak,, 
zemini,,, 
toprağı hissetmek diye bir şey var lugatta... 
ve iğneler var batan her açık yaraya..
ayaklarımda şırıngalar var,,,,
tek tek topuklarımda iğneleri, 
içinde taşarcasına mürekkep ve her adımımı attığımda dolar damarlarıma..


ayaklarımda şırıngalar var,,
kemiklerimi delen,, iliklerimi emen..


o değil de, 
acaba saat kaç onun yatağında ? 

19 Mart 2012 Pazartesi

Büyük Yatak 2

bulandı yine deniz..
güneşin altında yandık ya biz..
derim attı, bedenimden aşağıya,
derim sardı bedenini..
ve yandık birlikte..
soyulduk ve "soyunduk"


acı çekmek pahasına..




göz bebeklerindeki damarlar belirginleşti ve bir ip gibi çıktı gözlerinden, 
düğümlendi sakallarıma, 
saçlarım dolandı küpelerine..


acı çekmek pahasına..

17 Şubat 2012 Cuma

Büyük Yatak

bak reis...
bir çizik at benim için tuvale..
siyaha biraz beyaz kat..
ama çok az..
sonra bir yuvarlak at üstüne aynı renkte..
altına % 70 küçültülmüş bir göz çiz..
ama içini boş tut..
gözden aşşağıya bir burun çiz..
burun ne çok uzun ne çok kısa olsun..
ama gören uzun desin..
ne olur..
dudakları kalın olsun..
Türk kızına göre kalın...
Latin Amerikalı bir hatuna göre hafif ince..
sonra gözleri,, sanki çocuğuna bakar gibi,, salıncakta sallanırken telaşa düşen kadın gibi olsun..
hop büyüsün göz bebekleri .. hop küçülsün..
kaşları kalın olsun ama alınmasın hiçbir zaman..
alnı süt liman olsun.. bir tekne olsun yavaşça uzaklaşan ve bıraktığı dalgalara bak,, 
bıraktığı dalgalarda süzülsün alnı..
saçları martılar gibi konsun alnına
fakat bir o kadar ince,, aceleci uçsunlar tuttukları balıklarla..
saçları yosunlarla dolsun, örtsün kulaklarını..
boynuna doğru incelsin her şey.. ama her şey.. 
oksijen bile azalsın boynunda..


kaleminle çiz beni.. 
çiz düşündüklerimi... 


ki öpsün beni rüyamda..

ben uyurken,
göğüslerinin arasında..