15 Temmuz 2017 Cumartesi

Başkentin Kaldırımları

Başkentin kaldırımları olsaydım, onun yürüdüğü yollara taş olsaydım, o üstüme bassaydı, ses çıkartsaydım “çıt diye” kulaklarından girip beynine dolsaydım, her gün izleseydim onu salınırken, önce yüzünü sonra kalçalarını görseydim, hayran kalsaydım yeniden her bir zerresine.  Ah o zaman gönlüm ne şen olurdu. 

Peki ya,

İnsan taş olmak ister mi hiç?





18 Nisan 2017 Salı

Bu Biçim

Uyandığınız zaman uykuya dalanlara, 
Çekindiğiniz gecelerde sokaklarda dolaşanlara,
Özlediği zaman lafını sakınmayanlara.
Bu biçim.


https://www.youtube.com/watch?v=aoJxFBtFfRo


3 Ocak 2014 Cuma

4 satır

Hadi biraz daha kıvır eteğini,
Kalp atışımı hızlandır.
Hissettir beni,
Sanki cennetteymişim gibi.

18 Eylül 2013 Çarşamba

Uçan H.

Bahçemizdeki erik ağacına tırmanıp en yüksek yerinden atlayan, akıl sağlığının pek yerinde olmadığını düşündüğüm biriydi o. Adı Hasan'dı. Nam-ı diğer Uçan Hasan. Gelişigüzel koyulmuş bir lakap değildi bu. Uçmak en çok Hasan'a yakışıyordu. Ağaçtan atlama eyleminden hiçbir şekilde sıkılmaz, her defasında da aynı keyfi alırdı. Uçtuğunu düşünür, her yere düştüğünde de "gördünüz mü, nasıl uçtum?" derdi dört katlı apartmana dönerek. Belki de duvarları seyirci edinmişti ya da pencereler alkışlıyordu onu, bunu tam olarak bilmiyordum. Bir yaz günü tanışmıştım onunla. Erik çeken canım, aklımı çelmiş; çıkarcı bir sebeple Hasan'ın yanına gitmeme sebep olmuştu. Balkondan Hasan'ı izlerken, "o kadar tırmanıyorsun, bir tane bile erik yediğini görmedim, atladığında birkaç erikle birlikte atla da birlikte yiyelim" demiştim. Gülen gözleriyle yüzüme bakıp, ”tamam” dercesine kafasını sallamıştı. Alnını kapatan saçları gözlerine erişmişti. Eğer 60'lı yıllarda İngiltere'de bulunsaydı, Beatles grubunun beşinci üyesi sanılabilirdi. Olumlu cevap almamdan mütevellit, apartman merdivenlerini ikişer ikişer indim. Kurulan sofrada eksik bir şey olduğunu fark edip, "oğlum bir koşu şunu şunu al da gel bakkaldan" diyen annemin sözleri ardından inerdim merdivenleri böyle, aceleci ve heyecanlı bir şekilde, ikişer ikişer. Yanına indiğimde, ceplerinden taşan erikleri avuçlayarak bana uzattı. Bu sefer ağaçtan atlamamış, çıktığı gibi inmişti toprağa. Gözlerime bakarak, "bu sefer uçmadım, uçsam erikler de uçardı" dedi. "Anlıyorum" dedim, ilk defa birini gerçekten anladığımı hissederek. Uçmayan erikleri avucuma bıraktı gülümseyerek.  O an uçan erikler yarattım zihnimde, pelerinli yeşil erikler, diğer meyve ağaçlarına musallat olan çocukları uzaklaştırıyordu ağaçtan. Sanki zihnimi okumuş gibi güldü gözleriyle Hasan. Gözleri öyle parlaktı ki, göz damlalarını kıskanabilirdi insan. "Acaba kaç işçi çalışıyor?" diye düşündüm gözlerinde. Dolgun bir maaşı kesinlikle hak etmişti gözlerindeki işçiler. Babamda işçiydi bir fabrikada, sabahın erken saatlerinde işe giderdi, işten geldiğinde de ya çok uykulu olurdum ya da uyumuş. Aynı evde olmamıza rağmen bir türlü görüşemiyorduk. Babamın çalıştığı, daha önce hiç görmediğim fabrika canlandı o an kafamda. Güneş gibi parlaktı fabrika, tıpkı gözleri gibi Hasan'ın.

Eve döndüğümde anneme Hasan’dan bahsettim. Adını duyunca fal taşı gibi açıldı gözleri. Üçüncü kattaki Seliha’nın oğluymuş. Deli diyorlarmış Hasan’a. Onunla görüşmeyecekmişim, bana bir şey yapabilirmiş. Bunu düzenli olarak gittiği günlerden öğrenmiş. Babası pilotmuş zamanında. İki yıl önce İzmir’e uçarken bir martı sürüsü intihara kalkışınca olan seksen yedi yolcuya ve mürettebata olmuş. Babasının ölümünden sonra da Hasan; kendini uçak, erik ağacını gökyüzü, toprağı da pist edinmiş. Canım erik çekerse de, babama söyleyecekmişim o bize alırmış.  


Annem bunları sıralarken, martıların saygınlığı huzurumda oldukça artmıştı.  Lakin gökyüzü kıskanılacak güzellikteydi ve bir uçağın motorunda binbir parçaya bölünmeye de değerdi. Hasan’ın deli hikayesi de tarafımca ciddiye alınmasa da, o günden sonra bir iki karşılaşma haricinde Hasan’la vakit geçirememiştim. O uçtu, ben ona balkondan baktım, ta ki Hasan’ın erik ağacı yerine, salonun camını tercih etmesine kadar.    

3 Mayıs 2013 Cuma

fanus 4


"Bedensel dinginliği yaşayıp zihinsel uçuşa geçmek için oturmak şart şu hayatta, hem zaten burası oturarak kazananların dünyası, hep oturanlar yönlendirmiştir şu dünyayı, oturan insan mutludur, ayaktayken zaman geçmez çünkü. Ayaktayken birçok şey dikkatten kaçar ve daha da kötüsü çok dikkat çekersin, nazar işte burada var olmuştur.  Oturan insanların gözleri nazarla dolmuş, ayakta duran insanların cam gibi kırılmasına sebep olmuştur. Unutma bunu, ayaktakiler kem gözlerin daima hedef tahtasıdır.  Şimdi sende inandıysan hikayeme, çek şu sandalyeyi ve gel otur yanıma, dizlerini dizlerime değdir. Kulaklarına fısıldayacağım sözler seni koruyacaktır nazardan, inan bana. Birinin nazarı değmeden, cam gibi bin bir parçaya bölünmeden, otur çabuk yanıma" dedim.

Gözlerimin içine bakarak hikayemi akıl süzgecinden geçirdi, tek kaşını kaldırdı, dizlerini kırdı ve yavaşça yanıma oturdu.
Kızıl saçları dolandı gözlerime,
beyaz teni aklımı başımdan aldı.

Sonrasında koşarak uzaklaştı yanımdan,
bir fanus dolusu balığı,
yemlemeyi unutmuş gibi..

24 Nisan 2013 Çarşamba

fanus 3


Şimdi bir fanusun içinde hayat,
kızıl gezegenin kızıl kraliçesi ile birlikte.
Dudaklarındaki rüzgar, fanusun içindeki suda dalga,
ben bir balık, sen kızıl gezegenin kızıl kraliçesi.

Şimdi bir fanusun içinde hayat,
ayakların dudaklarımda, fanus ıslak.
Gözlerin yemyeşil bir orman bana bakarken,
ben bir balık, sen kızıl gezegenin kızıl kraliçesi.

Şimdi bir fanusun içinde kalbim,
bir salıncak, sallandıkça saçlarına dolanan..

17 Mart 2013 Pazar

çok

mahallenin gençleri olarak, kararlıydık kıyameti getirmeye mahallemize. karanlıktı gözlerimiz,üstümüze vazife değildi birçok konu. can sıkıyordu yaşam. bakkal rıfat abinin yaşayıp, biz gençlerin yaşama veda etmesi olasılığı, tahammül edilemezdi bizim için. aynı anda ölmeliydik ki bu aynı anda zengin olma, toplu sünnet gibi bir şeydi. kaldırım taşlarıyla kaplı sokakların taşlarını söktük tek tek, tırnaklarımız kanayana kadar söktük. güçlü insanların ve gençlerin yaşadığı bu mahhallede var olan güçlü kuşların ayaklarına bağladık bu taşları, güçleri yettiğince uçmaları gerektiğini tembihledik kulaklarına, güçleri kalmadığı vakit, düştüklerinde sere serpe, gelmişti mahallemize kıyamet. bakkal rıfat abi ölmüştü dondurma çıkarırken bir çocuğa. gökten kaldırım taşı yağıyordu. kaldırım taşları
mahallemize kıyameti getiriyordu..